• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
BELGESEL / FİLM
SİLİVRİ DAVALARI
AKP - PKK
YASA - HUKUK - ADALET
ORTADOĞU - BOP
YOLSUZLUKLAR
AKP - İHANET
AKP ANAYASASI - BAŞKANLIK SİSTEMİ
2.NCİ DÜNYA SAVAŞI BELGESELİ. ( KİMİ BELGELER " YANLI " OLSA DA, İZLEYİN. GÜNÜMÜZE IŞIK TUTABİLİR. )

Nizâmı Alem İçin

Nizâmı Alem İçin

Siyasal yaşantımız, bazı genel kavramların egemenliği altındadır. Bu kavramların ipoteğini kaldırmadan, bilimsel düşünce yöntemlerini kullanma olanağı da bulunamaz.
- Aşırı sağa ve aşırı sola karşıyız... gerekçesi, bu kavramların en beylik olanlarındandır, Aşırılık nedir? Hangi noktadan sonra aşırılık başlamaktadır? Düşüncelerin, aşırıları olduğuna göre, bunların bir geometrik merkezi var mıdır? Bu soyut kavramları, kurulu düzenin burçlarına birer bayrak gibi çektikten sonra,
- Şanlı tarih... Aziz millet... Devlet ve milletiyle bölünmezlik gibi genel, soyut ve belirsiz kavramlara dayanılarak bir çeşit dokunulmazlık zırhı yaratılmaktadır. Ünlü Fatih kararnamesinde,
- Her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşlarını nizamı âlem için katletmek münasibdir... denilmekteydi. Padişahlara kardeşlerini öldürmek yetkisi veren kararnamede, bu cinayetler için "nizamı âlem" gerekçesi kabul olunmaktaydı.
"Nizamı âlem"in, çok partili düzenlerde karşılığı, "kamu düzeni" kavramıdır. Türkiye'de politikacıların sık sık kullandıkları,
- Devleti ve milletiyle bölünmezlik... Kamu düzeni... Milli güvenlik gibi kavramlar aynı devlet anlayışının izlerini taşımaktadır. Osmanlı padişahlarının "nizamı âlem" gerekçesi yerine bugün "milli güvenlik", "kamu düzeni" gibi kavramlar kullanılmaktadır.
Yıllardır Türkiye'yi yönetenler kendilerince bir "resmi" devlet görüşü saptamışlardır. Bu görüş, özgürlüklerle değil, yasaklarla oluşturulmuştur. Bu düşünce duvarından bir adım sağa, bir adım sola adım atılırsa, "nizamı âlem" bütün şiddetiyle düşünen insanların beyinlerine balyoz gibi iner. Bazı bürokratlar ve politikacılar için, sosyal olaylar birer "zabıta vakasf'dır. Üç beş yazar, beş on öğrenci ve işçi cezaevine kapatılırsa, "milli bütünlük" sağlanmış olur, Toplum içindeki düşünce a-kımlarının, düzenin temelindeki adaletsizlikten kaynaklandığını ve güçlendiğini bir türlü görmek istemezler.
Egemen sınıflar yıllardır bu soyut kavramların maskesini kullanmaktadırlar. Emekçi sınıfları düşünce yasaklarının tel ör-güleriyle yaşattıktan sonra,
- Hür demokrasi... diye söylevler verirler. Ülkeyi bir ortaçağ düzeni içinde tutup bundan sonra,
- Batı demokrasileri... diye başlayan yorumlar yaparlar. Yabancı şirketlere ancak sömürgelerde tanınacak ayrıcalıkları verdikten sonra,
- Milliyetçiyiz ... diye cepheler kurarlar. Bunlar şimdi de, Atatürkçülük kavramını yozlaştırmaya çalışmaktadır: Mustafa Kemal döneminde yaşamış olsalardı, kafalarındaki bu gerici düşüncelerle, ancak "istiklal Mahkemesine çıkacak bu politikacı kalabalığı,
- Gün, bugündür... deyip milliyetçilik ve Atatürkçülük kavramlarının üzerinde oturmaktadır. Kim milliyetçi? 31 Martın kanlı kaldırımlarını sırtlarında taşıyanlar mı? Kim Atatürkçü? Yabancı sermaye şirketlerinin ücretli temsilcileri mi? Kim Cumhuriyetçi? Her köyde Kuran kursu açıp Abdülhamit övgüleri yapanlar mı? Kim demokrasici? Hitler özentileri mi? Parti kongrelerinde,
- Rehberimiz Kuran, hedefimiz Turan... Tek meclis, tek lider... diye karşılananlar mı... Ve bütün bunların eylemlerine destek olan, alkış tutan ve ses çıkartmaktan korkanlar mı? Evet, evet, kim Atatürkçü? Kim? Söyler misiniz kim?
Ülkenin bağımsızlığını mı istiyor? Komünisttir deyip atın cezaevine, emekçi sınıfların hakkını mı savunuyor? Bozguncudur deyip kesin sesini, özgürlük mü istiyor, Anayasadan yana mı yoksa devrim mi istiyor? Vurun boynunu.
"Nizamı âlem" böyle istiyor...
Söylenmesin, susulsun. Düşünülmesin, korkulsun,
Bugün Türkiye'yi yönetenler, Atatürk'ün ölümünde gençlik yaşında olanlardır. Bırakalım şimdi, sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerindeki egemenliğini, bugün, bir kuşak açıkça bir başka kuşaktan bitmez tükenmez bir siyasal kinin öcünü alıyor. Ülkenin, bağımsızlıktan, özgürlükten, emekten yana olan genç kuşakları bugün kendilerinden önceki kuşakların acımasız ellerindedir.
Düşman askeri gibi sokak ortalarında vurulanlar... Bunlar bizim gençlerimizdir. Gencecik yaşlarında idam sehpalarına çekilenler... Bunlar bizim gençlerimizdir. Cezaevi hücrelerine kilitlediklerimiz... Bunlar bizim gençlerimizdir. Devlet kapılarından kovulan, iş verilmeyenler.,. Bunlar bizim gençlerimizdir.
Kendi evlatlarını, kendi çocuklarını, "nizamı âlem" için boğmaya, onların kanlarını içmeye susamış olanlar, hangi cumhuriyetin hoyrat mirasçıları olduklarını hiç düşündüler mi?
Atatürk'ün hangi ilkesini bir bayrak yarışı gibi genç kuşaklara sapasağlam verebildiler? Ülkemizin bağımsızlığını mı korudular? Kırk bin karanlık köyü ışıklarla mı donattılar? inançları uğruna yiğitçe mi dövüştüler? Yenilmezliğin, ulusallığın simgesi mi oldular? Atatürk milliyetçiliğinin hangi mirasına sahip çıttılar?
Ülkeyi yönetmiş ve yönetmekte olan ve "nizamı âlem" adına bir kuşağı ezmek isteyenlere soruyoruz:
- Sizler, Atatürk'ün mirasını harcamış bir kuşağın sorumluları ve suçluları değil misiniz? Ne ektiniz ki, ne biçmek istiyorsunuz?..

(Cumhuriyet, 21 Mayıs 1975)

Uğur Mumcu
Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam194
Toplam Ziyaret940343
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.65868.6933
Euro10.312510.3538
Hava Durumu
YAZILARIM - DUYURULARIM
TGB - DEVRİM
İŞÇİ PARTİSİ - PERİNÇEK
AKP - CEMAAT
SEÇİMLER
YAZI DİZİSİ