• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
BELGESEL / FİLM
SİLİVRİ DAVALARI
AKP - PKK
YASA - HUKUK - ADALET
ORTADOĞU - BOP
YOLSUZLUKLAR
AKP - İHANET
AKP ANAYASASI - BAŞKANLIK SİSTEMİ
2.NCİ DÜNYA SAVAŞI BELGESELİ. ( KİMİ BELGELER " YANLI " OLSA DA, İZLEYİN. GÜNÜMÜZE IŞIK TUTABİLİR. )

Ortadoğu'da ulusal ve devrimci siyaset

Ortadoğu'da ulusal ve devrimci siyaset


Irak’tan sonra sıra Kıbrıs’a gelecek
Savaştan sonra “Ortadoğu’nun artık eski Ortadoğu olamayacağı” söyleniyor. Bölgede sınırlar değişecek, rejimler yıkılacak, yeni dengeler oluşacaktır.
Bu yeni denge, “tek süper gücün egemenliği”ne dayalı yeni bir “siyasal coğrafya” oluşturacaktır. Türkiye, oluşacak bu yeni siyasal coğrafyadan yararlı mı çıkacaktır, yoksa zararlı mı?
Dış siyasette kumar olmaz. Dış siyasette “ebedi dostluklar” ve “düşmanlıklar” da söz konusu değildir. Dış siyaset, ulusal çıkarlara dayanır. Ulusal çıkarların, nerede, nasıl ve ne gibi yöntemler ve bağlaşıklarla korunacağı ve savunulacağı sanatına da “diplomasi” adı verilir.
Olayların, bundan sonra Türkiye’ye neler getireceğini de bugünden görmek gerekir. Irak, Bağdat’ın bombalanmasından sonra Kuveyt’ten çekildi diyelim, sonra ne olacak? lrak’a karşı “çokuluslu koalisyon” kuran devletler bu kez Birleşmiş Milletler’e yeni bir dosya ile gelecekler.
Bu dosya “Kıbrıs Dosyası”dır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, askerlerimizin Kıbns’tan çekilmesi için karar alırsa nelerin olabileceğini bugünden kestirebiliyor muyuz?
Karşılaşacağımız ikinci önemli sorun sınırlarımızın hemen yakınında Amerikan desteği ile kurulacak olası bir “Kürt Devleti”dir.
Siviller savaştan asker barıştan yana
Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar Erhaç ve Batman hava üslerinde savunma amacıyla konuşlanmışlar. İncirlik Üssü’nden kalkan savaş uçakları Irak’ı bombalamışlar.
Batman’dan sonra helikopterle Siirt’e geçerek 70. Tugay’da konuk edilen Iraklı sığınmacılarla görüştük.
Komutanlar ve alt rütbedeki subaylarla görüşüyoruz. Hepsi de verilecek her görevi yapacak nitelikte subaylar. Hepsi de yurt güvenliği tehlikeye düşmedikçe savaşın bir cinayet olacağı inancında.
Bazı sivillerimiz de Osmanlı beylerbeyi tavırları ile savaştan yana. Türkiye Irak ile bir savaşa tutuşsa, bu savaşta rahat köşelerinde, savaş kışkırtıcılığını yapanlar savaşmayacaklar. Başkalarının canı üzerinde “milliyetçilik” ve “aktif dış politika” edebiyatı yapmak ne kadar kolaydır? Nasıl olsa ölecek olanlar kendileri değil, başkalarıdır.
Kürt milliyetçileri ABD planının piyonları
Kuzey lrak’ta kurulacak “Kürt devleti”nin Amerikan yanlısı yöneticilerden oluşacağı anlaşılıyor.
Talabani, olası Kürt devletinin diplomatik ilişkilerini üstlenmiş. Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani, konunun askeri yanlarıyla ilgileniyor. PKK lideri Abdullah Öcalan da Türkiye’ye karşı başlatılan terör eylemlerini yönetiyor. Aralarında bir çeşit işbölümü var.
Bunların hepsi de birer “Kürt milliyetçisi”dir. İdeolojik kılıflarına, fraksiyonlarına ve ayrı ayrı partilerine bakmayın siz; özünde hepsi aynı amaç için çalışıyorlar. Bu amaç, Ortadoğu’da Amerikan çıkarları ile çelişiyor mu? Çelişmiyor. Sorun budur.
ABD bölgede kendi güdümünde bir Kürt devleti kurdurmak istiyor. 1970’li yıllarda Sovyet etkisindeki BAAS rejimini zayıflatmak için Molla Mustafa Barzani’ye silah yardımı yapan ABD, şimdi de Saddam’ı yıkmak için Kürtler’e destek oluyor. ABD-Kürt işbirliğinin en somut kanıtları “Özgürlük Yolu” adlı derginin Eylül 1977 sayısında “Bir İhanetin Belgeleri” başlıklı yazı ve Molla Mustafa Barzani’nin ABD’nin o tarihteki Başkanı Carter’a gönderdiği, fotokopileri de yayımlanan mektuplardır. 9 Şubat 1977 günlü mektuptan birkaç satır okuyalım.
“... Bize Kürt devriminin hem Birleşik Devletler’den, hem İran’dan destek göreceği söylendi. (..) Kendisini daima Amerika için güvenilir bir dost saymış olan Kürt Halkı (..) ümit ediyoruz ki, İran’daki Kürt mültecilerinin Amerika’ya gelmelerine müsaade edilecektir.”
Molla Mustafa Barzani’nin Carter’a yazdığı mektup şöyle bitiyordu:
“... Yarım asırdan fazla zamandır ki halkım bütün güvenini, umudunu bana bağladı. Şimdi ben bu umudu size devrediyorum.”
Bu “teslimiyetçilik”, ABD’nin Talabani ve Mesut Barzani ile kurduğu ilişkilere olduğu kadar Kürt liderleri ile yapılan Ankara’daki gizli görüşmelere de ışık tutuyor. Adını koyalım; bunun adı “Kürtler üzerindeki Amerikan mandası”dır.
“Stratejik işbirliği” ne demektir? ABD’nin Ortadoğu siyasetinin Türkiye tarafından benimsenmesi ve bundan sonra da uygulanması demektir.
Bu siyasetin kararını Cumhurbaşkanları mı verir? Hayır. Bu gibi kararları, parlamento ve hükümetler verir. Demokratik ülkelerde, bu kararlar kamuoyunda da tartışılır. Dışişleri Bakanlığı’nın bile devre dışı bırakıldığı bir süreçte kapalı kapılar ardında verilen sözlerin de hiçbir bağlayıcılığı olmaz.
ABD işgali Kürt manda devleti kurmak için
Ortadoğu, Bush tarafından “Tel Aviv-Ankara parantez”ine alınıyor. Yabancı askerlerin Kuzey lrak’ta bulunmaları da devletler hukuku açısından ancak “işgal” sözcüğü ile açıklanabilir. Türkiye, sığınmacılara “insani yardım” boyutlarını aşan eylemlere destek olursa, bu da “işgale destek” anlamına gelebilir.
Öyle anlaşılıyor ki “insani yardım” diye başlayan bölgeye asker gönderme süreci, şimdiden “fiili işgal”e dönüşmüştür. Bu Amerikan işgali Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi içine alan “özerk Kürt devleti”nin kurulmasına kadar sürecektir.
ABD’nin sığınmacılara yaptığı yardım “devede kulak” ölçüsündedir. Sığınmacıların mali yükü, devletimizin omuzlarına yüklenmiştir. Amerikan askerlerinin, “devede kulak” ölçüsünde sağlanan bu yardımlardan çok başka amaçla Türkiye’ye gönderildikleri anlaşılıyor.
Bu amaç, “özerk Kürt devleti”nin kurulmasıdır. Kuzey Irak’taki Kürtler, Türkiye’ye sığınırlarken bir kısım si- lahları beraberinde getirmişler, bir kısım silah da PKK’nın eline geçmiştir. Amerikan askerleri, “sığınmacılara yardım” gibi insani amaçları maske olarak kullanıp Kuzey lrak’ta yaşayan Kürtleri yeniden silahlandırıyorlar.
Bu amaçla İncirlik ve Diyarbakır havaalanlarını kullanmayı denediler, Genelkurmay Başkanlığı bu geçişleri izne, koşula ve kayda bağlayınca Kuzey lrak’taki Sirsenk Havaalanı’nı açmaya karar verdiler.
ABD, “Özerk Kürt devleti” kurmak ve kurduktan sonra da bu özerk devletin güvenliğini sağlamak üzere Kuzey lrak’a silah yığıyor! Dönüşün hızlandırılmasının ve Kürtler’e mavi renkte geçici pasaportlann verilmesinin nedeni de özerk statüdeki petrol gelirleri ile kamu yatırımlarının “bölgede yaşayan Kürt nüfusun oranına” bağlanmasıdır.
ABD, bu “özerk Kürt devleti” için denetimi şimdiden ele almış. Kürtler ve olası özerk devlet üzerine adı konmamış “Amerikan mandacılığı” oluşuyor.
Kürt devleti kurma kararı 1920’de alındı
“Çekiç Güç”ün Kuzey lrak’ta doğan otorite boşluğunu doldurmak, bölge halkını Saddam’ın kıyımından korumak ve caydırıcı bir güç olarak kullanılmak için oluşturulduğu ileri sürülüyor. Bu amaç, insancıl gerekçelere dayanıyor. Saddam’ın Kürt halkına yönelik “Halepçe kıyımı” da anımsanırsa, bu gerekçelere hak vermemek kolay değildir.
Madalyonun bir yüzü böyledir. Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım. Madalyonun öbür yüzünde Çekiç Güç’ün asıl amacı görünüyor. Bu amaç bölgede ABD koruması altında bir “Özerk Kürt devleti” kurmaktır.
Bölgede Batı devletlerinin koruması altında bir Kürt devleti kurulması 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana gündemdedir.
Kürtlere özerklik verilmesi konusu 26 Şubat 1920 tarihinde toplanan Londra Konferansı’nda ele alınmıştı. Aynı konu, 18 Nisan 1920 günü San Remo’daki toplantıda ele alındı. Bölgede bir özerk Kürt devleti kurma kararı San Remo Anlaşması’nın 5 sayılı toplantı eki ile duyuruldu. Bu kararla Kürdistan sınırı, “Fırat’ın doğusunda, Ermenistan’ın güney sınırlarının güneyinde, Suriye ve Irak-Mezopotamya kuzey sınırlarının kuzeyinde çoğunlukla Kürtler’in bulunduğu bölgeler” olarak belirlendi. Anlaşmanın uygulanması için İngiltere, Fransa ve İtalya hükümetlerinin oluşturacakları bir ortak komisyon görevlendirildi.
San Remo Anlaşması’nın bu “Kürt maddesi”, 10 Ağustos 1920 günlü Sevr Anlaşması’nın 62. maddesi olarak benimsendi.
Bu anlaşmalardan bir yıl kadar önce de, 12 Eylül 1919 günü Sadrazam Damat Ferit Paşa ile İngiliz hükümeti adına M. Frasrer ve H. N. Churchill, bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmanın 3. maddesinde “Türkiye, bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına karşı koymaz” denilerek İngilizlere güvence verilmişti. Batı destekli Kürt devleti kurma planı, Kurtuluş Savaşı ile bozuldu.
Kürtlere Batı desteğinde devlet kurma planları 1970’li yıllarda da uygulanmak istendi. Başkan Carter döneminde Molla Mustafa Barzani, ABD tarafindan para ve silah yardımlarıyla desteklendi. Ancak Barzani, Amerikan korumacılığındaki ayaklanmayı başaramadı.
Kürtler açısından 1920’lerde Londra, San Remo ve Sevr anlaşmalarına konu olan ve 1970’li yılların ortasında da Amerikan desteği ile canlanan “Özerk Kürt Devleti” 1990’larda “Çekiç Güç” aracılığı ile kurulmuş bulunuyor!
Sınırlarımız dışında bir halkın “kendi istemiyle kendi geleceğini belirlemesine” kimse karşı çıkmaz. Bu açıdan hiçbir so- run da olmaz.
ABD çekiç Türkiye örs
Ancak konu pek o kadar basit değildir. Neden değildir? Değildir, çünkü gözle görülüyor ki Kuzey Irak’taki Kürt halkı, kendi geleceğini kendisi belirlemiyor. Geleceğini belirleyenlerin başında ABD ve “Çekiç Güç” geliyor.
ABD, neden Kürtler ile bu kadar ilgileniyor? Bu sorunun yanıtını, Ortadoğu’daki yeni dengelerde ve yeni arayışlarda buluyoruz. Bu yeni dengelerde tek söz sahibi tek süper güç ABD’dir. Ortadoğu’da bu süper gücün egemenliğinde yeni dengeler kuruluyor. Türkiye’ye bu yeni dengelerde yeni gö- revler veriliyor.
Bu yeni görev, 1950’li yıllarda olduğu gibi yine Batının petrol bekçiliğidir.
1950’lerde İngiltere, Türkiye’nin, NATO yerine bölgede jandarma işlevi yapacak “Ortadoğu Komutanlığı”na katılmasını istemiş; Türkiye, “gerektiğinde Ortadoğu’ya askeri müdahale” sözü verdikten sonra NATO’ya alınmıştı.
NATO’nun sorumluluk dışı alanlara müdahalesini savunan görüşler ve bu yöndeki uygulamalar, Sovyetler’in dağılması ve Körfez Savaşı ve Batı Avrupa Birliği’nin askeri güç oluşturmasından sonra eski “Ortadoğu komutanlığı” başka adlarla da olsa bugün canlandırı1ıyor.
“Çekiç Güç”, ABD için “çekiç”, Türkiye ise bu çekicin “örsü” oluyor.
Ne ABD ve SSCB güdümü ne de Tanzimat Batıcılığı
Türkiye, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan çok duyarlı bir coğrafya parçasında yeralmaktadır. Güneydoğu sınırlarımızın ötesinde, birbirlerine karşıt gibi görünen çıkarların güç dengeleri, çeşitli başkentleri, yeni kargaşaların duyarlı atmosferine sokmaya çalışmaktadır. Filistin Kurtuluş Örgütü, bu çıkarların bir çeşit “uzlaşma noktası” diyebileceğimiz bir dar alana doğru sürüklenmeye zorlanmaktadır.
Böylesine acı olayların yaşandığı bir bölgede, Türkiye’deki “devrimci siyaset”in belirlenmesi gerek kendimiz gerekse bölge için yaşamsal önem kazanmaktadır. Devrimci, ulusçu ve barışçı bir siyaset bundan sonra belirlenecektir. Bunun da çeşitli güçlükleri, engelleri vardır. Ama, bu “bağımsızlıkçı” ve “özgürlükçü” devrim anlayışını, önce yüreklerde ve bilinçlerde yaşatmak gerekir.
Bu bilinç ve bu duygu yüreklerde ve inançlarda yaşatılırsa engellerin aşılması da kolaylaşır. Ulusal bağımsızlıkçı devrimci siyaset, Kurtuluş Savaşı gibi bir büyük hazineye sahiptir. Mustafa Kemal’in o günlerin güç koşulları içinde büyük bir önsezi, bilinç ve hünerle sahip çıktığı “tam bağımsızlık” ilkesi, bugünün de en tutarlı ve sağlıklı siyaseti olmalıdır. Bizler için olduğu kadar başkaları için de...
Ulusallık Kurtuluş Savaşımızın antiemperyalist ruhundan; bağımsızlık Mustafa Kemal’in inançlarından kaynaklanır. En tutarlı devrimci siyaset, en vazgeçilmez amaç ve ideoloji bağımsızlık ve ulusallıktan güç alarak gelişir.
Topraklarından sürülmüş olan Filistin halkının bu bağımsızlığı sürdürmesi şu anda belki güçtür, ama bu bağımsızlığı yitirdiği anda, yürüttüğü direniş eyleminin “Kendi adına” yapılmış olmasına inanmak da güçleşir. Bizim Kurtuluş Savaşımız da binbir türlü olumsuzluğa, işbirlikçiliğe ve ihanete karşı yine de kazanılmamış mıydı?
Türkiye’de devrimci birikim, bölgede “Ulusal bağımsızlık” ilkelerini yerleştirecek bir “devrimci siyaseti” oluşturup, geliştirebilir. O görkemli ulusal kurtuluş tarihine sahip olan Türk halkı bu siyasetin doğal mirasçısıdır.
Ne Amerikan emperyalizminin işbirlikçiliği, ne Sovyet güdümü, ne de Tanzimat Batıcılığı...
Ulusallık içinde devrimcilik, özgürlük ve bağımsızlık. “Devrimci siyaset” işte budur.

Uğur Mumcu
Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi13
Bugün Toplam376
Toplam Ziyaret1010274
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.57939.6177
Euro11.148711.1934
Hava Durumu
YAZILARIM - DUYURULARIM
TGB - DEVRİM
İŞÇİ PARTİSİ - PERİNÇEK
AKP - CEMAAT
SEÇİMLER
YAZI DİZİSİ