• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
BELGESEL / FİLM
SİLİVRİ DAVALARI
AKP - PKK
YASA - HUKUK - ADALET
ORTADOĞU - BOP
YOLSUZLUKLAR
AKP - İHANET
AKP ANAYASASI - BAŞKANLIK SİSTEMİ
2.NCİ DÜNYA SAVAŞI BELGESELİ. ( KİMİ BELGELER " YANLI " OLSA DA, İZLEYİN. GÜNÜMÜZE IŞIK TUTABİLİR. )

Bari Menderes gibi direnin

Müyesser Yıldız yazdı: 

Bari Menderes gibi direnin

Müyesser Yıldız yazdı

20.09.2016 17:44 

Erdoğan, BM toplantısı için New York'ta. Varlığını adeta Irak'ın bölünmesi ve Kıbrıs'ın Rumlara teslimine adamış olan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Erdoğan'ı kaldığı otelde ziyaret edecek. Biden, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Lider Nikos Anastasiadis'le de görüşecek. Özetle, Erdoğan'ın ABD gezisinin asıl gündem maddesinin Suriye, IŞİD'le mücadele, PYD konularından önce Kıbrıs olacağını vurgulamak istiyorum.

BM Zirvesi'ndeki bu diplomatik temaslardan sonra 25 Eylül'de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Akıncı ve Anastasiadis arasında üçlü görüşme yapılacak. Buradaki gelişmelere göre ardından da 5'li -KKTC, Rum kesimi, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere- görüşmelere geçilecek.

Emperyalizmin Kıbrıs'taki emellerini ve gelinen noktayı tekrarlamayacağım. Ancak bir kez daha Obama'nın görevi bırakmadan önce Kıbrıs konusunu halletmeye kararlı olduğunu, aylar öncesinden “toprak mülkiyeti” sorununun halli adı altında “Kıbrıs'ın satışı” için IMF ve Dünya Bankası'ndan kaynak bulmak için harekete geçtiklerini hatırlatmam gerekiyor.

Ki, KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı da ABD'ye hareketinden önce, Kıbrıs’ta toprak ve mülkiyet gibi konularda uluslararası mali destek ihtiyacı ortaya çıkacağını ve New York’ta bu yönde temaslarda bulunacağını belirtip, “Makul bir toprak düzenlemesi olacak, yer değiştirecek yurttaşımızın mağdur olmayacağı bir çözüm arıyoruz. İş sonunda finansmana gelip dayanacak” dedi. 

Akıncı'nın, “kırmızı çizgi edebiyatı” ifadesini, “Hedefimiz 2017’ye sarkan, ucu açık bir müzakere değildir.Konu 2017'ye sarkarsa iş biter” şeklindeki aceleciliğini ve “ABD’de şu anda ilgi gösteren yönetim var, örneğin Başkan Yardımcısı Joe Biden Ankara’ya gitmeden beni arıyor, dönüşünde de beni arıyor. Kıbrıs’ta çözüm 2017’ye kalırsa, ABD’de yeni yönetimde kimler olacak, ilgileri ne kadar olacak belli değil” endişesini geçip, bir kez daha emperyalizmin “garantörlük” sisteminin kaldırılması, yani Türk askerinin Ada'dan çıkarılması niyeti üzerinde duralım. Kıbrıs'ın diğer garantörleri Yunanistan ve İngiltere'nin bu sistemin kaldırılmasına “evet” dediğini ve Türkiye'nin bu konuda yalnız kaldığını biliyoruz.

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı'nın bu konudaki tavrı da ilginç. Bir yandan, “Kıbrıslı Türklerin güneye geçtiklerinde araba plakalarından ayırt edilerek ELAM’cılar tarafından taşlandığını, bir Kıbrıslı Rum tüccarın Kıbrıs Türk patatesi ihraç ediyor diye işyerinin kuşatılıp tehdit edildiğini” anlatıyor, öte yandan şunları söylüyor:

“Elbette 1960'ların Kıbrıs'ında değiliz. Aradan neredeyse 60 yıl geçti. Bu geçen zamanda Kıbrıs da değişti. 1960’taki garanti ve güvenlik sistemi o dönemin gerçekliği dikkate alınarak kurgulanan bir modeldi. Şimdi gerçeklik değiştiğine göre, bu model yeni gerçekliğe göre yeniden kurgulanmalı... Eğer 1960’taki garanti sisteminin noktasına virgülüne dokundurmayız dersek, bu da başlangıç noktası değil. Biz bunun bilincinde olarak ‘1960 koşulları başka, 2016 başka’ diyoruz... Peki Türkiye tek taraflı müdahale edebilsin mi? Bu konular da tartışılabilir, çünkü yine 1960’lardan farklı bir noktadayız. Bugün tek taraflı müdahalenin Kıbrıs Türk halkının iradesiyle olabileceğini değerlendiriyorum. Kıbrıs Türk halkı kendini tehdit altında hissederse onun parlamentosu Türkiye’nin yardımını talep edebilir. Türkiye ya da Yunanistan ya da bir başkası çıkıp da ‘Ben geliyorum, buraya müdahale ediyorum’ demez.”

GÜNAYDIN TÜRK MEDYASI

Süreç böylesine hızlanmışken, Yunan-Rum ikilisinin BM'ye teklifiyle “uyanan” medyamız, nihayet Kıbrıs gibi önemli bir konumuz olduğunu fark etti.

“Rumlardan BM'ye skandal Türkiye teklifi” başlığıyla verilen haberleri görmüşsünüzdür. Yunanistan ve Rumlar, Türkiye'nin “garantörlüğünün” “danışmanlık” statüsüne indirilmesini ve Kıbrıs'ta BM himayesinde 2 bin 500 kişilik bir AB polis gücünün görev yapmasını istiyormuş. Yine bu teklife göre, çözümün ilk günü Türk askerinin yüzde 75'i Ada'dan ayrılacak, kalan yüzde 25'i belirli süre bir kışlada toplu bekleyecekmiş. BM ve AB kurallarına göre hareket edecek AB polis gücünde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere yer almayacakmış vs.

Bu arada BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth Eide de Rumların, Türk askerinin adadaki varlığının tamamen sonlandırılması için verdiği 18 aylık bir takvimi Ankara'ya iletmiş... Bir iddiaya göre, hem KKTC, hem Ankara bu teklifi reddetmiş, bir diğer iddiaya göre ise Ankara Eide’ye, “Türkiye’nin Ada'da kalıcı bir askeri üs istediğini” söylemiş.

MENDERES VE KIBRIS

3 gün önce merhum Başbakan Adnan Menderes ile bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın idam edilişinin 55'inci yıldönümüydü. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Millet 27 Temmuz'da açılan parantezi 15 Temmuz'da kapattı” dedi. İktidar medyası da, “Bir daha asla... Menderes'i ABD ve uşakları asmıştı... Ya Rabbi! Bizi intikamına memur et” başlıkları attı.

Şuraya geleceğim; Kıbrıs, Menderes ve Zorlu'nun hayatında önemli bir yer tutmuştur. Türkiye'nin Kıbrıs'ta garantörlüğünü sağlayan 1960 Londra-Zürih Antlaşmalarının mimarı da onlardır.

Onlara dair birkaç notu hatırlatayım:

Menderes, 1954 Haziran'ında ABD ziyaretinden dönüşünde Atina'ya uğrayacaktır. Yunan Başbakanı Papagos'un Kıbrıs sorusundan söz edeceğini öğrenince, “Kıbrıs konusunu Yunan hükümetinin bana açmasına izin veremem. Bu niyette iseler Atina ziyaretimi iptal ederek, derhal Türkiye'ye dönerim” diye tepki gösterir. Bunun üzerine Yunanlılar resmi görüşmelerde bu konuya değinmez.

Menderes'in Londra'ya gidecek heyetimize talimatı da şu olur:

“Kıbrıs'taki ırkdaşlarımıza karşı bir katliam yapılacağı etrafta duyulmaktadır. Oradaki halkımız silahsız ve hareketsiz olabilir. Ancak bu durum hiçbir zaman onların bir an için dahi savunmasız kalacakları anlamına gelmez... Türkiye'nin Kıbrıs statükosunda bugün için ve hatta yarın için bu memleket aleyhine olabilecek bir değişikliğe katiyen tahammülü yoktur... Şu noktayı da Yunanlıların gözleri önüne sermek gerekir. Çoğunluk ilkesine dayanarak mı daha dün denilecek kadar yakın geçmişte Ankara önlerine kadar gelmişlerdir?.. Kıbrıs Anadolu'nun devamından ibarettir ve güvenliğinin esaslı noktalarından biridir. Kıbrıs'ın bugünkü durumunda bir değişiklik sözkonusu olursa, uygun bir çözüm bulunması gerekecektir. Bu da Kıbrıs'ın Türkiye'ye iadesinden başka bir şey değildir... İster resmi, ister gayrı resmi, ister esasa, ister prosedüre ait bulunsun, Kıbrıs konusunda hiçbir tavize yanaşmayacağımızı her fırsatta muhataplarımıza anlatın.”

Londra Konferansı'na katılan Kıbrıs'tan sorumlu Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Lozan Antlaşması'na atıfle, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki egemenlik hakkını sadece İngiltere'ye devrettiğini, İngiltere Kıbrıs'taki egemenlik hakkından vazgeçerse Kıbrıs'ın asıl sahibine dönmesi gerektiğini belirterek, şunları söyler:

“Kıbrıs Adası'nın Türkiye'nin savunması ve güvenliği açısından büyük önemi vardır. Bir savaş halinde Kıbrıs hesaba katılmazsa, Türkiye'nin kuvvet ve kudretinin sürekliliği sağlanamaz... Lozan Antlaşması, Kıbrıs'ın geleceğinin ilgili taraflar arasında tayin edilmesini öngörür. Taraflar ise Türkiye ve İngiltere'dir... İngiltere isterse Ada'dan ayrılabilir, ama Türkiye ayrılmayacaktır.”     

PARANTEZ KIBRIS'A SAHİP ÇIKILARAK KAPATILIR

Daha önce söz ettim; Obama'nın Türkiye politikasında yol haritası niteliğinde olan bir kitap var. Danışmanlarından Philip H. Gordon'un yazdığı, “Türkiye'yi Kazanmak-Türkiye Batı İçin Neden Vazgeçilmez” isimli kitapta “Kıbrıs'ta çözüm” de öngörülüyor. Kitapta, Menderes'le ilgili ise şu satırlar var:

“1960 yılında Türk ordusu seçilmiş Menderes hükümetini devirdiğinde ABD bunu görmezden geldi. Bilhassa Menderes'in ayağının kaydırılmasının arifesinde Moskova'ya göz kırpması göz önünde bulundurulduğunda anti-Sovyet bir müttefikle mevcut stratejik ilişkilerin sürdürülmesi, demokrasiden daha önemliydi.”

Menderes'in devrilmesi ve idamında Kıbrıs politikasının etkisi var mıydı bilinmez, ama ABD'nin hiç değişmediği gün gibi ortada. Yıllardır PKK-FETÖ-IŞİD sopasıyla almadıkları bir şey kalmadı neredeyse.

Dileğim; Menderes'in davasını güttüklerini söyleyenler, Kıbrıs'ta taviz vermesin, Biden'le görüşmelerde onu hatırlayıp, onun gibi direnebilsin bari!..

Müyesser Yıldız

Odatv.com


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam139
Toplam Ziyaret941048
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.60798.6423
Euro10.275610.3167
Hava Durumu
YAZILARIM - DUYURULARIM
TGB - DEVRİM
İŞÇİ PARTİSİ - PERİNÇEK
AKP - CEMAAT
SEÇİMLER
YAZI DİZİSİ